Asmaz Enerji İletişim İnşaat
Ana Sayfa İletişim English

Blog > Ahşap Hakkında

1Haz


    Betonarme binaları savunanlara göre yer yokluğu nedeniyle bu tür binalar tercih ediliyor. Oysa gerçek hiç de öyle değil, ahşap malzemelerle yapılan çok katlı binalar var. Üstelik ahşap ya da çelik kullanılarak yapılan binalar, betonarmelere göre çok daha ucuza mal ediliyor ve daha uzun ömürlü oluyor.

Amerikalı sosyalist eleştirmen John Zerzan "Gelecekteki İlkel" adlı son kitabında, insanın kendisini ve etrafındaki her şeyi yok etmekte sergilediği inanılmaz ve dayanılmaz yaratıcılığı acımasız bir üslupla dile getiriyor; "İnsan denilen canlı türü nasıl oldu da kendi yaşamını, dünyayı, hatta yavaş yavaş uzayı ve diğer gezegenleri cehenneme çeviren varlığa dönüştü!" Bir Türkiye haritası vardır; tarıma elverişli ve yeşil kalmış bölgeleri yeşilimsi; taşlık, bayırlık, kıraç yerleri bejimsi ve kahverengi gösteren... Kocaman; Bayındırlık Müdürlüklerinde genellikle görünür bir yerde bulunur.

Bir göz atın ve toplam gerçek yeşilin yüzde 10'lar mertebesinde olduğunu gördüğünüzde sakın şaşırmayın. Şehirleşmelerin de genelde bu yeşil lekeleri kemiren bir harita kurdu gibi, tarımsal alanların tam ortasında yer aldığına dikkat edin. Şehirlerde de sadece mezarlıklar ve askeri bölgeler, o da -zorunluluktan- yeşil ve ferah kalabiliyorsa; parklar, mahalle aralarında tel örgü ile çevrili -arsa irisi- alanlardan ibaret ise, ne mevcut doğanın korunması ne de yeniden eski haline döndürülmesi umurumuzda değilse, bazı mahallelerde, mimari hataları örten sarmaşıkları dikecek kadar bile toprak bulunmuyorsa, -uzay kapsülü irisi şehir kapsülünde- sürdürülmeye çalışılan yaşam, önce kendisine olan saygısını yitirmiştir. O yüzden bu hali ile şehirlerimiz, gelecek kuşaklardan gizleyeceğimiz suç delillerimizdir.

 

Başımı sokacak evim olsun

Devlet Planlama Teşkilatı tarafından 1992 yılında Marmara Üniversitesi'ne yaptırılan ankette 60 bin denek ile yapılan görüşme sonucunda, Türk halkının yüzde 96'sının tek veya iki katlı evde oturmak istediği ortaya çıkmasına rağmen, iskan politikamızda az katlı konutlara doğru hiç bir değişimin görülmemesi oldukça düşündürücü olsa gerek. 200 yıllık apartman kültürüne sahip Fransa'da, 1963'te yapılan bir halk oylamasında, halkın yüzde 68'inin tek katlı evde oturmak istediğinin anlaşılması üzerine o tarihten beri iskan politikasının en çok iki katlı konutlar yönünde değiştirildiği de bir örnek olarak karşımızda duruyor. Acaba diyoruz; daha çok benzin satılması için desteklenen otomotiv sektörünün ve ardından deniz ve demiryolu aleyhine geliştirilmek zorunda kalan oto -yolların da katkısı ile Türkiye'nin başına betondan bir çorap mı örüldü? Sahi neydi bu sistem; çöken, çirkinleşen, ekonomiyi etkileyen, piyasayı öldüren, yolsuzluklarla hep gündeme gelen, şehirciliği mezaracılığa dönüştüren, ev ve işyeri huzurunu sıkıntıya dönüştüren ve de son olarak 40 bin kişinin ölümüne sebep olan çimento sanayiinin de pompaladığı betonarme sistem değil miydi? Değilse, o zaman neydi bu geldiğimiz nokta ve bizler neden hâlâ betonarme yapıların daha sağlam nasıl yapılabileceğini tartışıyoruz.

"Başını sokacak ev" deyimi, betonlaşmayı ve konut sektörünü pompalayan talebin; özet bir açıklamasıdır belki de! Bu deyiş; barınma eyleminin bir taraftan çok gerekli olduğunu vurgularken, biraz da "olsun da nasıl olursa olsun!" kabullenişini çağrıştırıyor. Bu yüzden halk, "evim olsun yeter ki!" diyerek, her koşula, her kaliteye ve her malzemeye razı olmuştur. Bu; çaresizliğin ve bilgisizliğin rızasıdır. Yüksek Mimar Çelik Erengezgin'in de itiraf ettiği gibi; "Şikayetçi olduğumuz; 'sektörün yüz karaları', işte bu kendisini köşeye sıkışmış kabul eden bilinçsiz kullanıcının, çaresiz kabulünün ürünleridir."

 

Kâr yüzde yüzden başlar

Ülkemizin yaşadığı ekonomik kriz her ne olursa olsun tüm piyasayı derinden etkiledi. Bu etkilenmeden en çok nasibini alan sektör de tabii ki inşaat ve yapı sektörü. Öyle ki bitmeye yakın binalar dışında çekiç sesi duyulmaz oldu. Ancak Yük. Mimar Çelik Erengezgin'e göre gelinen durum kriz olsa da olmasa da yaşanacaktı; "Çünkü yapı sektörü öyle çarpık gelişmeler gösterdi ki; mesela herhangi bir Mehmet Efendi müteahhit olmakta hiç bir sakınca görmedi. Eline para geçen, çok kârlı bir yatırım olarak gördü yapı sektörünü ve sonucunda da bugünkü duruma gelindi. Öyle bir kârlı iş ki yüzde yüz kârın altına düşen hiç bir işe imza atılmaz bu meslekte. Enflasyon zaten gayrimenkulün değerini anormal şekilde katlıyor. Ülkede zaten planlama denilen şey sıfır, mimar bulmak ise kolay. Tüketicinin ihtiyaçları hiç bir zaman göz önünde bulundurulmaz, kalite semtin ihtiyacına göre ayarlanır(!), müşteri neye bakar -banyonun fayansına, salonun parkesine- gerisi önemli değildir zaten!.. Betonarmenin özelliği nedir, taşıyıcı sistemin sağlamlığı, evin konumu, güneş nereden girermiş, kullanılan yapı malzemeleri sağlıklı mıdır, rüzgarın yönü nedir hiç mühim değildir."

 

"Türkiye'den Dersler"

Deprem sonrası ortaya çıkan manzara beton fanatikliğinin Türkiye'de hangi noktada olduğunu açık olarak ortaya koymuştu. "The Economist" dergisinin 28 Ağustos 1999 tarihli sayısında "Türkiye'den Dersler" başlıklı makalede şu satırlar dikkat çekici: "1994 Los Angeles ve 1995 Japonya (1999 Los Angeles de güncel ilave) depremlerinden alınan derslerden, deprem büyüklüğü eşit olduğunda ölü sayısını etkileyen en kritik faktörün, kullanılan yapı malzemesinin özellikleri olduğu anlaşılıyor. Katil; ağırlıktır!.. Türkler; başlarının üzerine yıkılan strüktürlerin altında ezildiler... Japonya'da sık olan tayfunlardan korunmak amacı ile inşa edilmiş ağır çatılı yapıların ölümcül olduğu ispat edildi. Kaforniya'da ise, beton temellere bağlanmış hafif çatkılı ahşap karkas evler titremelere dayandı. Türkiye ve yardıma koşan iyi niyetli yabancılar, ağır ve yüksek beton binaları tekrar inşa etmeden önce, eski moda ahşabı tekrar düşünseler iyi ederler"

 

Mimar Turgut Cansever 1977-80 arasında İstanbul'un, Dünya Kültür Mirası olarak korunması çalışmaları sırasında Japonya'dan gelen uzmanların: "Dünyada depreme en dayanaklı yapı sistemi Osmanlı ahşap karkas sistemidir" hükmünü verdiklerini hatırlatıyor... Kaliforniya Üniversitesi'nden, 20 yıllık deprem araştırmacısı Prof. Stephan Tobriner de, Japonya'nın Kobe'de başına gelen felaketin, Osmanlı çatkı sistemi benzeri diyagonal taşıyıcıların olmaması yüzünden bu boyuta ulaştığını dile getiriyor. Bu tesbit ve görüşlerin dışında Türkiye'de ise beton fanatiklerinden olan bir müteahhitin şu sözleri yapı sektörümüzdekibetonlaşmayı açıklamaktadır; "Talihsiz İstanbul'un başına ortalama 100-150 yılda bir, ya deprem ya da yangın felaketi gelmiştir. Yangından sonra yapılan taş binalar depremde yıkılmış, yerine yapılan ahşaplar yangında kül olmuştur. Onun için biz betonarmeyi tercih ediyoruz!" Bu savı ahşap yapıları savunan Y. Mimar Çelik Erengezgin'e ilettiğimizde yorumu şöyle oluyor: "Bir kaç saniyede yıkılıp yok olurken, altındaki canlılara hiç şans tanımayan betonarmeyi, deprem riski sıfıra yakın olup, tümü yanıp yıkılana kadar bazen saatler geçen ve canlıların tümünün kurtarılma şansı çok yüksek ahşaba tercih etmek oldukça ilginç!.."

 

Betonarme mi, ahşap karkas mı?

Halen Liverpool Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak çalışan İnşaat Mühendisi David Yeomans, güvenli betonarme binalar yapmanın mümkün ancak çok riskli olduğunu söylüyor; "Bu binaların güvenilirliği, beton karışımının doğru bir şekilde yapılmasına ve gerekli miktarda güçlendiricinin doğru şekilde kullanılmasına bağlıdır. Karışımda gereğinden fazla su kullanıldığında, betonun dayanıklılığının ciddi ölçüde düşeceği göz önüne alınırsa, bu inşaat tipinin düzgün şekilde yapılabilmesi için özenli bir denetimin şart olduğu anlaşılacaktır. Buna karşılık, ahşap karkaslı binalarda, inşaatın doğru biçimde yapılıp yapılmadığı kolayca denetlenebilir. Çiviler arasında ne kadar aralık bırakıldığı bir bakışta görülebilir. Ahşap inşaatta malzeme sınıfının üretici tarafından markalanarak belirlenmiş olması sayesinde, doğru malzemenin kullanılıp kullanılmadığı, yerinde inceleme yapılarak kolayca tespit edilebilir. Bu inşaat tipinin bir diğer avantajı; güçlü ısı yalıtım sistemlerinin kolayca monte edilebilmesi sayesinde kış mevsiminde ısıtma, yazın soğutma ihtiyacının azalmasıdır."

 

Beton ve ahşap hesaplaşıyor

Yapı sektörünün karşı karşıya getirdiği başlıca malzemeler olan beton ve ahşabın artı ve eksilerini isterseniz uluslararası çarpıcı bulgulardan sonra işleyelim. Amerika'daki konutların ortalama yüzde 90'ının, Kaliforniya'da ise yüzde 99'unun ahşap oluşu tesadüf mü sizce? Bu sonuca zaman ve işgücü açısından bakarsak; Amerika'da ki 50 m2'lik panolu bir ahşap evin kaba montajını, iki işçinin beş saatte, tüm işçiliğini bir haftada biterebildiği çıkıyor ortaya. Ya da ekonomik yönüne dönelim; ortalama büyüklük olan 92 m2'lik müstakil bir ahşap evin kaba yapısının 9 bin 815 dolara bitebildiği, bu hali ile de betonarma bir evden yüzde 30 ile yüzde 50 daha ucuz olduğu belirlenmiş. Üstelik, deprem sigortası piriminin beton evlerde ahşap eve göre 5 misli fazla olduğunu ve bütün bu sebeplerden Amerika'da betonarme evde oturmanın bir lüks olduğunu da söylerken tarihi bir tesbitte bulunmakta fayda olsa gerek; Meşhur Köprülü Yalısı 17. yüzyıl sonlarında inşa edildiğinde Amerika henüz tarihte yerini almamıştı!..

 

Beton binanın ömrü altmış yıl

Karşılaştırmalara gelince: Betonarme ahşaba göre beş kat, çelik ise 13 kat ağır. 100 m2'lik betonarme karkas sistemin yaklaşık 75 ton, 100 m2'lik ahşap karkas sistemin ise 2.5-4 ton arasında geldiği, böylece temele gelen yüklerin 20 ile 30 kere daha az olduğu tespit edilmiş. 1 cm kontraplak veya ahşap, 16 cm betonun ısı izolasyon değerine eşit. Belli bir açıklıktan sonra kendini bile taşıyamayan betonun havlu attığını, önlemi alınmazsa çelik çatının, önce aşırı genleşme yüzünden deforme olarak taşıyıcı özelliğini kaybettiğini, 600 dereceden itibaren çökme riski taşıdığını ve bu yüzden 15 dakika içinde çökebildiğini, ısıda genleşmesi sıfır olan ahşap çatının ise yanarak taşıyıcı gücünü kaybedene kadar ortalama bir saat ayakta kalabildiği ve bu yüzden canımızı kurtarabileceğimizi defalarca test etmiş uzmanlar. 20. yüzyılın başında "ömrü sonsuzdur" diye anlatılan betonarmenin fiziki ömrünün, karbonlaşma ve korozyon sorunu yüzünden ortalama 60 yıl olduğu artık bilimsel olarak kabul edilmiş.

 

Betonarme kanser yapabiliyor

Ahşap yapılarda yaşayanların fizyolojik ve psikolojik açıdan kendilerini çok daha sağlıklı hissettiklerini, betonarme evlerde ikamete mecbur kaldıklarında rahatsızlandıklarını duymuşsunuzdur. Romatizma, astım, böbrek hastalıkları ve dolaşım bozuklukları üzerinde, insanla birlikte nefes alan ahşabın olumlu etkileri olduğu, buna karşılık betonun; sürekli "radon gazı" yayarak bedenimiz üzerinde toksik etki yaptığı da tıbbi çalışmalarla ortaya çıkarılmış. Bahsettiğimiz radon; radyoaktif bir gazdır. Bu yüzden, akciğer kanserinden ölenlerin yüzde 14'ünün bina içi radona maruz kalanlar olduğu tesbit edilmiş. İşte bu yüzden Amerika'da, beton olan evlerde radon gazı tahliye aspiratörleri 24 saat çalıştırılmaktaymış. İstanbul'da 398 ev üzerinde yapılan ölçümde 260 bekarele kadar değerler bulunmuş, bunların tümü beton evlermiş. Zemini beton iki adet ahşap evde ise 10 bekarel ölçülmüş. Zemini de ahşap olan geleneksel Japon evlerinde ise en çok 2.9 bekarel radon ölçülmüş.

 

Sanki ölümü bekliyoruz

"Ulusal Ahşap Birliği" diye bir birlik var, bu birliğin kuruluş amaçlarından biri de "ahşap kullanan üretici ve tüketiciyi yanlız bırakmamak"... Ahşap için yöneltilen temel sorular var. Yanmaz mı, çürümez mi, ormanlar yok olmaz mı, sağlam olur mu, çok katlı olur mu, ekonomik olur mu? Tüm bu soruların yanıtlarını kamuoyunun bilgisine sunuyor Ulusal Ahşap Birligi. Büyükada'daki 100 yıllık Rum yetimhanesini gördünüz mü bilmiyoruz ama dünyanın en büyük tarihi ahşap binası olarak 100 metrelik boyu ve sekiz katıyla dimdik ayakta. Ahşap denildiği zaman bir ya da iki kat dışında düşünülemiyor; oysa şu an İngiltere'de 6 katlı ahşap sosyal konutlar inşa ediliyor. Paris'te de 200 metre yüksekliğinde, ahşap, "Doğaya Saygı Kulesi" yapılıyor. Dayanıklılık testinden geçmiş ilginç örnekleri çoğaltmak mümkün; 1225'de Ren nehrinde inşa edilen Basel köprüsü 774 yıl hizmet vermiş, 13. ve 14. yüzyılda inşa edilen, ahşap kolon ve çatıları olan Kastamonu-Mahmutbey, Beyşehir-Eşrefoğlu ve Afyon Ulu camileri özel bir bakıma sahip olmaksızın 600-700 yıldır dimdik ayakta. 1500 yaşındaki Ayasofya'da kemerlerin arasındaki gergi çubuklarının en eskilerinin ahşap olduğu da tesbit edilmiş.

Ve bu gerçeğe rağmen çok çarpıcı bir kaç rakam; Fransa'da tüm yapıların yüzde 17'si, Almanya'da yüzde 23'ü, Türkiye'de ise yüzde 95'i betondur. Ortalama yüzde 90'ı ahşap olan Amerika ve Kanada'daki büyük depremlerde artık sadece marketlerdeki kavanozlar kırılıyor. Yukarıdaki oranlar ise ülkemizdeki olası bir depremde ölüme çıkarılmış davetiyedir.

 

Greenpeace ahşap diyor

Türkiye yüzölçümünün yüzde 26'sı orman alanı, Avrupa ortalaması ise yüzde 27. Bu yüksek yüzdenin üçte birinin Kızılçam; yani, yapı kerestesi olmaya en uygun türlerden biri olduğu da bir başka gerçek. Orman kültüründen yoksun ülkemizde "bir de yapı kerestesi için yağma başlarsa o zaman tek bir ağaç bile bulamayız" diye bir düşünceye girmek mümkün. Ancak, yapı kerestesi sanayinin geliştiği ülkelerde orman miktarı azalmak yerine artmış. Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen 'Yapı Fuarı'nda konuşan Amerika Orman Bakanlığı'ndan yetkililer, Amerika'da ormanların her yıl kesilen miktarının yüzde 23'ü kadar büyümekte olduğu, kesilen her 100 ağaca karşılık 123 ağaç yetiştiği bilgisini aktardılar. Ayrıca, son yıllara kadar tüm Uzakdoğu'nun; Japonya, Kore, Tayvan, Çin gibi ülkelerin tomruk ihtiyacını karşılayan Amerika'da her sene ormanların, yüzölçümü ve ağaç miktarının ortalama yüzde 10 arttığı dile getirildi. Ve bu bilinçli yaklaşım sırasında, haşarata dayanıklı, fiziki mukavemeti yüksek, hızlı büyüyen süper ağaçların geliştirildiğini, yeni dikilen ağaçların, havanın karbondioksitini yaşlı ağaçlara göre çok daha hızlı filitre ettiğini öğrendik. İşte belki de bu sebeplerden dolayı ünlü "Greenpeace" örgütü tüm dünyada ahşabın yapıda kullanılmasını destekliyor. Y. Mimar Çelik Erengezgin akıllı bir ahşap sanayii ve orman politikası ile, Amerika'daki hızın yarısı olan yüzde 5 büyüme ile, 14 yılda orman alanımızı iki misli büyütebileceğimizi vurguluyor.

 

Çok katlı yapmalıyız, çünkü yer yok

Devasa beton binaları savunanlara göre yer yokluğu nedeniyle binaların çok katlı yapılması zorunluymuş. Bunu söyleyenler ülke topraklarının yüzde 92'sinin deprem riski taşıdığını ve nüfusumuzun yüzde 98'inin yani en az 59 milyon kişinin bu tehlike ile her an yüzleşebileceği gerçeğini yok sayıyor. Gelelim standartlara; dünya standartlarına göre ideal yerleşim yoğunluğunun, 100 dönüme 150 ile, 10 dönüme 150 kişi aralığında olması gerekiyor. Bu oranın da, en büyük eşikte ortalama olarak; bir kişiye 666 m2, 3 kişilik bir aileye 2 dönüm, 5 kişilik aileye 3.3 dönüm alan demektir. Türkiye'nin toplam alanının 800 bin km2 olduğu, devletin elinde; tarımsal, dağlık, bataklık ve elverişsiz alanlar dışında 400.000 km2 arazi olduğu, bu hesaba göre de; ülkenin yüzde 5'i olan 40 bin km2'nin yani 40 milyon dönümün konuta tahsis edilmesi halinde, 60 milyon nüfusun "üst eşikte", binde beşi olan 4 bin km2'nin yani 4 milyon dönümün tahsisi halinde ise "alt eşikte" fakat yine de bağımsız yeşil alana sahip olarak bir veya iki katlı evlerde oturabileceği hesap edilmiş. Yine başka bir hesapla da; Türkiye'yi boydan boya geçen, yani bin 500 km boyunda bir çizgi üzerinde, arada on misli fark olmasına rağmen, hayallerimizi zorlayarak üst sınırı örnek olarak alsak bile, bu çizginin en çok 27 km genişliğinde olacağı ve tüm nüfusun bahçeli ev düzeninde çizginin içine sığabileceği çıkmış ortaya. Çoğaltılabilecek çarpıcı hesap ve şaşırtıcı sonuçları göz önünde bulundurduktan sonra; "Çok katlı yapmalıyız, çünkü yer yok" diyenlerin; bu hesapları bilmeyenler olduğu, sadece mevcut rantların korunmasına ve yükselmesine hizmet ettikleri akla geliyor. Son bir ilginç nokta daha; çok katlı olmak uğruna kalabalıklaşan şehir merkezlerinde saatlerce (30 dk) tıkanan trafikte bekleyen bir aracın, açık bir yolda aynı süre içinde ve aynı benzinle bizi 50 km uzaklığa götürebileceğini biliyor muyuz?

 

Farkında mısınız, daha düne kadar -Marmara'da büyük bir deprem olmaz- deyip toplumu rahatlatan -sorumlu- profesörlerimiz vardı. Artık teselli veren kalmadı, yarın ya da 30 yıl sonra, ama mutlaka büyük bir deprem olacak noktasına gelindi. Bu deprem riskinin Türkiye genelinde başka bölgelerde de göz ardı edilemeyecek sonuçları olacağına dikkati çekiyorlar. Hiç de inandırıcı olmayan; "bu sefer yıkılmayacak" garantisi ile yapılan çok katlı betonarme konut girişimleri dışında, "bir veya iki katlı" ve tüm dünyanın yaptığı gibi -ahşap- toplu konutların yapıldığını gören var mı?

 

Ulusal Ahşap Birliği

Başkanlığını Mimar Ersen Gürsel'in yaptığı birlik, ahşabın dünyada ve ülkemizin kültür geçmişindeki örneklerini belgelemek, ekonomik önemini, giderek ahşabın hayatımızdaki yerini belirlemek gerektiğine dikkat çekerek; bu konuda detaylı ve güvenilir bilgilere ulaşabilmek ve hayata geçirebilmek için kurulmuş. Bu birlik, ülkemizde ahşabın yok sayılmasını engelleyecek, Batılıların özel bir sempatiden değil, mantıklı nedenlerden ötürü ahşabı çok yoğun kullandıklarını, bilimsel kimliği ile topluma anlatıyor ve üyelerinin imalatı ile de örnekliyor.

 

Geçici değil, kalıcı konutlar

David Yeomans (İnşaat Mühendisi- Liverpool Üniversitesi öğretim üyesi) Yeomans, 1963'te Imperial College'den mezun olmuş. Doktorasını "ahşap iskelet sistemleri" üzerine vermiş. Oxford Mimarlık Fakültesi, Manchester Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nde akademik kariyerini yapmış. Unesco Danışmanı olarak İstanbul'da FenerBalat Rehabilitasyon Projesinde çalışan Yeomans, Süleymaniye ve Zeyrek'teki ahşap evler ile İstanbul surlarında araştırmalar yapmış. Ahşap yapı ve yapım sistemleri hakkında üç kitabı bulunuyor. Yeomans'a göre deprem Marmara Bölgesi'nde ahşap karkaslı inşaat geleneğinin yeniden başlatılması için büyük bir fırsatmış. Ahşap karkas yönteminin, büyük felaketler doğuran betonarmeden daha güvenli olduğunu söyleyen Yeomans, bu sözünü şöyle açıklıyor; "Yeniden inşaat sürecinde ahşap; beton ve tuğladan daha basit bir yoldur. Burada sözü edilen; acil durumlar için ve geçici olarak yapılacak ahşap binalar değil, depremlere karşı daha dayanıklı olan ve İstanbul bölgesinin iklimine en az beton ve tuğla kadar uygun olan, kalıcı ahşap binalardır." Yeomans, ihtiyacımız olan malzemenin, ağırlığına göre sağlamlık oranı da yüksek olan bir malzeme olması gerektiğini vurgulayarak; "Gerçekten de ahşabın kuvveti, yaygın olarak kullanılan beton cinslerinin kuvvetine hemen hemen eşittir. Ahşap, çok daha hafif bir malzeme olduğundan, sağlamlıkağırlık oranı çok daha yüksektir" diyor.

Bu yazı hakkında yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >

Yazıya Yorumunuzu Ekleyin

* Takma ad kullanabilirsiniz

* Yorumunuzda görülmeyecektir

 Evet   Hayır* Her defasında yeniden girmemeniz için

Kategoriler

Yeni Yorumlar

Çok Okunanlar

Popüler Etiketler

Arşiv